Aile Hukuku

Mal Rejimi Tasfiyesinde Kalan Kredi Borcunun Hesabı

Krediyle alınan bir malın borcu, mal rejimi sona erdiğinde henüz bitmemiş olabilir. Yargıtay, sonraki döneme kalan kredi borcunu doğrudan banka bakiyesi üzerinden değil, malın edinim bedeli ile tasfiye tarihindeki sürüm değerini esas alan bir oranlama yöntemiyle hesaplamaktadır. Bu yöntem, somut olayın özelliklerine göre katılma alacağını artırabildiği gibi azaltabilmektedir.

Yayın06.08.2026

Kredi Borcunun Tasfiyeye Etkisi

Edinilmiş mallara katılma rejiminde artık değer, edinilmiş mallardan bu mallara ilişkin borçların çıkarılmasıyla bulunur. Krediyle alınan bir taşınmazın veya aracın borcu mal rejimi sona erdiğinde tamamlanmamışsa, hesaptan ne kadar borç düşüleceği önem kazanır. Bankaya kalan borç ile bu borcun malın tasfiye tarihindeki değerine karşılık gelen tutarı çoğu zaman aynı değildir. Katılma alacağındaki fark da esas olarak buradan doğar.

Yargıtay’ın Oranlama Yöntemi

Yargıtay, kredi ödemeleri mal rejimi dönemine ve sonrasına yayılmışsa kalan borcu doğrudan sürüm değerinden indirmemektedir. Önce mal rejiminin sona erdiği tarihte kalan taksitlerin toplam taksitlere oranı bulunur. Bu oran kredi anaparasına uygulanır. Çıkan tutarın malın edinim bedeli içindeki payı belirlendikten sonra bu pay, malın tasfiye tarihindeki sürüm değeriyle çarpılır. Kararlarda oran kimi zaman taksit sayısı, kimi zaman kalan borç tutarı üzerinden kurulmaktadır. Sonuçta bankaya fiilen kalan borç değil, kalan finansman payının malın güncel değerindeki karşılığı hesaba katılır.

Oranlamanın Sonuca Etkisi

Bu yöntem taraflardan birini her durumda korumamaktadır. Mal, edinim tarihinden tasfiye tarihine kadar yüksek oranda değer kazanmışsa güncellenen borç da büyür. Bu durumda artık değerden daha fazla borç düşülür ve katılma alacağı azalabilir. Değer artışının sınırlı kaldığı olaylarda ise oranlama yöntemi nominal borcun esas alındığı hesaba göre daha yüksek katılma alacağı doğurabilir. Hatta kalan nominal borcun malın sürüm değerini aştığı bir olayda kanuni hesap artık değer doğurmazken, Yargıtay’ın yöntemiyle pozitif artık değer çıkması mümkündür.

İçtihadın Kanuni Dayanağı

Buradaki asıl tartışma hesap yönteminden çok, borcun güncellenmesinin kanuni dayanağıdır. TMK m. 231, edinilmiş mallara ilişkin borçların aktiften çıkarılmasını düzenler. TMK m. 232 ise malların sürüm değerlerinin esas alınacağını belirtir. Buna karşılık borçların da sürüm değerine göre güncellenmesini açıkça öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Yargıtay’ın, mal rejimi içinde yapılan ödemelerin karşılıksız kalmasını önlemek amacıyla bu yöntemi geliştirdiği düşünülebilir. Ancak kanunda açıkça yer almayan bir borç güncellemesinin somut olaya göre birbirine zıt sonuçlar doğurması, içtihadı tartışmalı hale getirmektedir.

Malın Ait Olduğu Mal Grubu

Hesaplamaya geçmeden önce malın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğu belirlenmelidir. İncelenen çalışmada, mal rejimi içinde yapılan ödemelerin sonraki dönemde yapılacak ödemelerden daha az kaldığı hallerde, ikame ilkesi gereği malın kişisel mal sayılması gerektiği savunulmaktadır. Bu kabulde kredi borcu artık değer hesabının pasifine doğrudan yazılmaz. Evlilik döneminde edinilmiş mallardan yapılan ödemeler ise TMK m. 230 kapsamında denkleştirmeye konu olur. Böylece malın finansman yapısı ile evlilik içinde yapılan katkı ayrı ayrı değerlendirilir.

Değerlendirme

Bir bilirkişi raporunda yalnızca kalan banka borcunun veya ulaşılan sonuç rakamının gösterilmesi yeterli değildir. Malın edinim bedeli, peşinat, kredi anaparası, toplam ve kalan taksitler, mal rejimi içinde yapılan ödemeler ile tasfiye tarihindeki sürüm değeri açıkça ortaya konulmalıdır. Yargıtay’ın oranlama yöntemiyle bulunan sonuç ile nominal borcun doğrudan düşüldüğü hesap da karşılaştırılmalıdır. Bu karşılaştırma yapılmadan kullanılan yöntemin hangi tarafı ne ölçüde etkilediği denetlenemez. Kalan kredi borcuna ilişkin hesap, yalnızca matematiksel bir oranlama işi değildir. Malın niteliği, ödeme dönemleri ve değer değişimi birlikte ele alınmalıdır.

Kaynakça